17 Ocak 2012 Salı

Ne Olduk ?

Bu anlamsız kargaşaya bir bardak çay bile iyi gelmiyor işte.
Anlayışsızlıklar, kavgalar, patırtılar...
Ne olduk?
İnsan olduk diyebilecek kadar bile güvenmiyorum etrafımdakilere...
Seçmeli bir düzen bizimkisi.
Ne yana dönsen düzenli bir kargaşa.
Kabul ettirilmiş kurallar, zıtlarıyla aynı kefede.
Ne olduk?
Düşünce gücü bahşedilmiş, düşüncesiz varlıklar...
Ötesi değil.

Safsata

Gerçeklikle bağlantımı kopardım çoktandır.
İnsanlarla hayatım arasında hiçbir zaman bir çizgi olmadı,
Hayat benimdi,
İnsanlar daha fazla hükmediyordu...

Evet... Evet suç benim !
Başkalarının çizgi dediği yerde hep ben vardım,
Başkalarının başkasıydım...
Çakılı kalmış bir çizgi.

Yaşamla ölüm,
Gerçekle hayal,
Gururla inançsızlık arasında...
İşte tam orada,
Çizgi denilen yerde hep vardım...

Her şeyi bırakalı çok oldu,
Düşünmeyi bırakalı çok oldu,
Düşüncesizliği de...
Hiç bir şekilde bağlan(ıl)mamış garip bir varlığım,
Ama bunu kabul etmeyecek kadar buralıyım belki de...

Shakespeare

Bütün dünya bir sahnedir...
Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu...
Girerler ve çıkarlar...

Ah Shakespeare...
Yanıldın...
Dünya bir dekordu sadece,
Ve fısıldayacak bir suflörü bile yoktu kimsenin...

Sonra ...

Bekledim ...

Sağır olmayı,
Görmemeyi,

Düşkünlük değil kurtuluş olacaktı yoksunluğum.
Olmadı ...

Tekrar bekledim,
İnsan olmayı...


Sonra...
Her şeyi bıraktım,

Anladım,
Bir yaratılış hatası bu !

Yanılsana !

Yanılsama ...
Ne var, ne yoksa.

Haydi, yanılsana !
Her şey hakkında/
Ah, her şey aklımda....

Kalsak böyle,
Ağır aksak...
Ele avuca sığmasa insanlığımızdan kalan ne varsa.

Kalmadı ben de bir şey
Anlamanı istemiyorum beni,
Bu kez sadece bak yüzüme ve hiçbir şey görme,
Çalışma!

Akıyorsa gözyaşlarım silmeye tenezzül etme,
Ürkek bir kız çocuğu değilim ben.
İyi bir kız hiç değilim...

Evet, yalanlarla boğuştum tüm yaşamım boyunca,
Yanacaklarla boğuştum kitabımız gereği...
Kendimle boğuştum kıyasıya...
Ama eğer aşktan bahsederken de kullanıyorsam 'yanmak' kelimesini,
Ve eğer bu dünyada da arafta kalmaya cüret ediyorsa ayaklarım,
Belki de aşk,
Cennet ve cehennemin iç içe geçtiği bir köprüdür...

Hiç'birine

Şimdi boşanırcasına çarpışır bulutlar ve başlar
Şimdi elleri acıyan bir kıza dokunur yaralı insanlar
Bakarsın bir dua okunur,
Allah! diye feryat ederler.
Yaralar iyileşmeye başlar, gök ve gökteki her şey unutulur...

Ne oldu diye sorma bana!

Neyin olmadığını anlatabilirim sadece,
Sen olmadın mesela
Yüreğime sığdırdığım o insanlar olmadı
Hayallerim... her sene tuttuğum aynı dilek olmadı.

Konuşamıyorum evet!

Kaç insan dinledi beni sorsana?
Kağıtlarım, duvarlarım ve cansız olan her şey!
Gözlerini benden kaçırmayan, bir bıçak gibi kesmeyen diller,
Onlar sardı ellerimden damlayan mürekkep yaralarını.

Tesadüftü her şey.
Doğmam ve büyümem...
Ölmem de öyle olacak
Bu belli.
Ben bir hiç'im!

Bu da belli.
Ama bir hiç/
Hiç'birine bağlanır.
Bilmezsin...

KAN!

Aşk; acının aşındırılmış tek kapısı. 

Gel içeri sevgilim, bak nasıl bir memleket bıraktın ardında...

Nefretime şarap mı damladı?
Kimsesizliğimde kırmızı lekeler...  
Doğuruyorum her şeyi ama her şeyi.
Anne oluyorum.
Sonra baba ve ardından kim olursa.
Kim olursa anlıyor musun?
Arkadaş oluyorum içime.
Fakat arkadaş edemiyorum kimseyi  içimdekilere.

Ah, yakındığım onca şey var ki;
Yıkanmaya çalıştığım...

Kan!
Böyle bağırmıştılar,
Belki de annelerinin yaldızlarla işlediği surayla.

Kandım.
Şimdi öylece baksana bana yukarıdan,
Nefesimi verene karşı çıkamam der gibi.

Olsun,
Yine de yeni bir diriliş değil mi bu nefesim rüzgara karışmışken...